MİRAC MUCİZESİ. Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) kulunu Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksaya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gercekten işitendir, görendir.(-17/1)
Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed) sapmadı ve batıla inanmadı; O, arzusuna göre de konuşmaz.(-53/1,2,3.)
O (bildirdikleri) vahyedilenden başkası değildir.(-53/4)
Çünkü O’nu güçlü kuvvetli ve üstün yaratılışlı biri (Cebrail) öğretti. Sonra en yüksek ufukta iken asıl şekliyle doğruldu.(-53/5,6,7.)
Sonra (Muhammed’e) yaklaştı, derken daha da yaklaştı. O kadar ki (birleştirilmiş) iki yay arası kadar, hatta daha da yakın oldu.(-53/8,9.)
Bunun üzerine Allah, kuluna vahyini bildirdi. (Gözleriyle) gördüğünü kalbi yalanlamadı.(-53/10,11.)
Onun gördükleri hakkında şimdi kendisi ile tartışacak mısınız?(-53/12)
Andolsun onu, Sidretü’l-Münteha’nın yanında önceden bir defa daha görmüştü.(-53/13,14.)
Cennetü’l-Me’va da onun yanındadır.(-53/15)
Sidre’yi kaplayan kaplamıştır.(-53/16)
Gözü kaymadı ve sınırı aşmadı.(-53/17)
Andolsun o, Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gördü.(-53/18)
Hz. MUSA’NIN MUCİZESİ. (Firavun) dedi ki: Eğer bir mucize getirdiysen ve gerçekten doğru söylüyorsan onu göster bakalım.(-7/106)
Bunun üzerine Musa asasını yere attı. O hemen apaçık bir ejderha oluverdi!(-7/107)
Ve elini (cebinden) çıkardı. Birdenbire o da seyredenlere bembeyaz görünüverdi.(-7/108)
Biz de Musa’ya, “Asanı at!” diye vahyettik. Bir de baktılar ki bu, onların uydurduklarını yakalayıp yutuyor.(-7/117)